Merhaba! Modarazzi sayfasına hoş geldiniz. Bugün gündemimizde “Klozet hangi dilden gelir” var.
İşmar Türkçe mi? Bir Şehrin İçinde Sessiz Bir İşaretin Peşinde
Bazı kelimeler vardır, insanın hayatına bir anda düşer ama yıllarca zihninde kalır. Benim için “işmar” tam olarak böyle bir kelimeydi. Kayseri’de yaşıyorum, 25 yaşındayım, günlüğüne küçük küçük şeyler yazan, bazen fazla düşünen, bazen hiçbir şeye anlam veremeyen biriyim. Ama o gün, “İşmar Türkçe mi?” sorusu hayatımın içine öyle bir girdi ki, hâlâ bazı geceler aklıma geliyor.
Bir Akşamüstü: Sessizliğin İçinde İlk İşaret
Her şey sıradan bir akşamüstü başladı. İşten çıkmıştım, Kayseri’nin o kendine has soğuk ama tanıdık rüzgârı yüzüme vuruyordu. Kulaklıklarımda eski bir şarkı, elimde yarım kalmış bir kahve… İnsan bazen böyle anlarda hiçbir şey düşünmek istemez ama tam o anlar en çok şeyi düşündürür.
Bir bankta oturuyordum. Yanımda iki kişi vardı. Konuşmalarını istemeden duydum. Bir kelime geçti: “işmar”.
Biri diğerine “Bana işmar etti ama anlamadım” dedi. Diğeri güldü, “O işmar Türkçe mi ya?” diye cevap verdi.
İşte o an içimde bir şey durdu. Sanki biri zamanın sesini kısmış gibi oldu.
“İşmar Türkçe mi?” Sorusu Neden İçime Battı
Garip gelebilir ama o cümle beni düşündürdü. Çünkü mesele sadece bir kelime değildi. O an fark ettim ki insanlar artık birbirlerinin işaretlerini bile anlamakta zorlanıyordu.
Ben de kendime sordum: “İşmar Türkçe mi?”
Cevap basit gibi görünüyordu aslında. Evet, halk arasında kullanılan bir kelimeydi. Ama o akşam benim için anlamı daha derindi. Bir iletişimsizlik hissi, bir yanlış anlaşılma, hatta biraz da yalnızlık gibi.
O bankta otururken içimden geçenleri kimse bilmiyordu. Ben de bilmiyordum aslında. Sadece hissediyordum.
Kayseri’nin Sokaklarında Sessiz Bir Arayış
Ertesi gün işe giderken her şey daha farklı gelmeye başladı. İnsanların yüzlerine bakıyordum. Sanki herkes bir şey anlatmak istiyor ama anlatamıyordu.
Otobüste yaşlı bir amca şoföre el işareti yaptı, şoför anlamadı. Amca tekrar etti, bu kez biraz daha sert. Şoför başını salladı.
İçimden yine aynı soru geçti: “İşmar Türkçe mi?”
Belki de değil. Belki de işaretlerin dili vardı ama biz o dili unuttuk. Ya da hiç öğrenmedik.
Kayseri’nin o geniş caddelerinde yürürken, her köşe başı bana bir şey söylüyor gibiydi. Ama ben her şeyi duymuyordum. Belki de sorun şehirde değil, bendeydi.
Bir Günlük Sayfası: Kendi İç Sesimle Yüzleşme
O gece günlüğümü açtım. Yazmaya başladım:
“Bugün ‘işmar’ kelimesini düşündüm. İnsanlar birbirine işaret ediyor ama anlamıyor. Belki de biz konuşmayı biliyoruz ama hissetmeyi unutuyoruz.”
Kalemi bıraktım. Uzun süre boş sayfaya baktım. İçimde tuhaf bir boşluk vardı. Hayal kırıklığı mıydı bu? Belki de evet. Çünkü insan en çok anlaşılamadığında kırılıyor.
Sonra tekrar yazdım:
“İşmar Türkçe mi? Bilmiyorum. Ama kalbimin bildiği bir şey var: Bazen kelimeler değil, bakışlar konuşur.”
Bir Kafe Köşesinde Gelen Farkındalık
Birkaç gün sonra arkadaşım Mert’le bir kafede buluştum. O her zamanki gibi rahattı, ben ise dalgındım.
Ona anlattım: “Geçen gün biri işmar dedi, sonra ‘Türkçe mi bu?’ diye sordular. Ben de takıldım kaldım.”
Mert güldü. “Ya ne var bunda, işaret işte.” dedi.
Ama benim için öyle değildi. Çünkü mesele kelimenin kendisi değildi. Mesele insanların birbirine bakıp hâlâ anlamamış olmasıydı.
O an fark ettim ki ben aslında bir kelimeyi değil, bir duyguyu taşıyordum içimde.
İşmarın Anlamı: Görünmeyen Bağlar
Sonra araştırmaya başladım. “İşmar” kelimesi eski Türkçede işaret etmek, göz kırpmak, sessizce bir şey anlatmak anlamına geliyordu.
Ama benim için bu bilgi bile yeterli değildi. Çünkü kelimelerin sözlük anlamı başka, insanın içindeki yankısı bambaşkaydı.
İşmar bana şunu düşündürdü:
Bazen biri sana bir şey anlatır ama sesiyle değil, varlığıyla. Bazen bir bakış, bir susuş, bir yarım gülüş…
Ve sen eğer o dili bilmiyorsan, dünya sana hep biraz yabancı kalır.
Bir Otobüs Yolculuğu ve Küçük Bir İşaret
Bir akşam işten dönerken otobüste bir olay oldu. Yanımda oturan genç kız, yaşlı bir kadına yer verdi. Kadın başıyla hafifçe teşekkür etti, elini kalbine götürdü.
O an çok küçük bir şey oldu ama içimde büyük bir şey kırıldı ve yerine başka bir şey geldi.
İlk kez “İşmar Türkçe mi?” sorusuna farklı bir cevap hissettim:
Evet, belki Türkçeydi. Ama kelimelerle değil, insanlıkla konuşulan bir dildi bu.
O an anladım ki bazı işaretler evrenseldi. Dil sınırlarını aşan, şehirleri, ülkeleri, hatta insanın kendi iç karmaşasını bile geçen bir şeydi bu.
Yalnızlıkla Barışmak
Son günlerde kendime şunu itiraf ettim: Ben biraz fazla düşünüyorum. Her işarete anlam yüklemeye çalışıyorum. Her bakıştan bir hikâye çıkarmaya çalışıyorum.
Ama belki de sorun bu değil. Belki de insan olmak tam olarak bu.
İşmar bana yalnızlığı da öğretti aslında. Çünkü herkes anlamıyor. Herkes aynı işareti görmüyor.
Bunu kabullenmek zor oldu. Hayal kırıklığı yaşadım. Ama sonra yavaş yavaş o hayal kırıklığı yerini bir kabule bıraktı.
Son Bir Akşam: Kendime Verdiğim Cevap
Bir akşam yine Kayseri’de yürürken, gökyüzü çok sessizdi. Soğuk vardı ama rahatsız etmiyordu.
Kendi kendime fısıldadım: “İşmar Türkçe mi?”
Bu kez cevap dışarıdan gelmedi. İçimden geldi.
“Evet,” dedim kendi kendime. “Ama sadece kelime olarak değil.”
İşmar; insanların birbirine görünmeden dokunma biçimiydi. Bazen bir göz, bazen bir susuş, bazen de hiç söylenmeyen bir cümleydi.
Ve o an anladım ki ben artık o kelimeyi sormuyordum. Onu hissediyordum.
Son Düşünceler
İşmar bana çok şey öğretti. İnsanların birbirini anlamasının sadece konuşmak olmadığını, bazen susmanın bile bir dil olduğunu…
Kayseri’nin sokaklarında yürürken artık daha farklı bakıyorum insanlara. Belki birinin bana attığı küçük bir bakış, belki bir baş selamı…
Bunların hepsi artık benim için birer kelime gibi.
Ve içimde hâlâ o soru var ama artık farklı bir yerden:
“İşmar Türkçe mi?”
Belki de en doğru cevap şu:
Türkçe olup olmaması önemli değil. Önemli olan, birinin sana bir şey anlatmaya çalışması ve senin bunu fark etmen.
Bu içeriğimizin sonuna geldik. Modarazzi olarak “Klozet hangi dilden gelir” hakkındaki sorularınızı yorumlarda paylaşabilirsiniz.
İlgili Makale: JÖAK maaşı ne kadar ?