CIF Kime Ait? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme
CIF ve Toplumsal Cinsiyet: Bir Adalet Meselesi
CIF, sadece bir temizlik markası olarak tanınmıyor. Ancak, bu markanın reklamları, fiyatlandırma politikaları ve tüketiciye sunduğu imaj, aslında toplumsal cinsiyet ve sosyal eşitsizlikle ne kadar iç içe olduğunu gözler önüne seriyor. İstanbul’da her gün toplu taşımada, sokakta, iş yerinde gözlemlediğim sahneler, toplumun CIF gibi markaların imajlarını nasıl benimsediğini, cinsiyet rollerinin ne kadar yerleşik hale geldiğini anlamama yardımcı oluyor.
Daha dün, işe giderken bir kadının elinde CIF temizlik ürünlerinden birini taşırken, bir erkeğin yanındaki kadınla yaptığı konuşmayı duydum. Erkek, kadınlara ait temizlik ürünleriyle ilgili şunları söyledi: “CIF mi? Bunu ancak evdeki kadınlar kullanır.” İçimden bir an “Gerçekten mi?” diye geçirdim. Toplumda hala yerleşik olan bu cinsiyetçi kalıplar, bize bir temizlik ürününün kimlere ait olduğu hakkında ne söylüyor? Gerçekten bu ürünler kadınların, yoksa toplumun genelinin mi? Bu gibi düşünceler, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin pekiştirilmesinde büyük bir rol oynuyor.
CIF ve Çeşitlilik: Kim İçin, Kimden?
Çeşitlilik, bugünlerde daha fazla ses bulmaya başlasa da, hala pek çok sektör, ürün ve reklam, çeşitliliği anlamakta ve içine dahil etmekte yetersiz kalıyor. Örneğin, CIF gibi ürünlerin reklamlarında genellikle evin içindeki temizlik işlerini yapan, ev işlerine odaklanmış kadın figürleri görülür. Bu imaj, özellikle kadınların yalnızca belirli rollerle sınırlı tutulduğunu pekiştiriyor. Sokakta yürürken sıkça karşılaştığım başka bir sahne aklıma geliyor; pazarda alışveriş yapan bir adam, yanındaki kadına şöyle seslendi: “Ev işlerini hallettin mi? Yoksa CIF’le temizlemeye başlayalım mı?” O an, bu tür cümlelerin ve markaların nasıl bir çeşitlilikten uzak, tekdüze bir bakış açısını yansıttığını düşündüm.
CIF gibi markalar, çoğunlukla yalnızca ev işlerine odaklanmış kadın figürleriyle reklam yaparak, evin dışındaki hayatları ve farklı kimlikleri dışarıda bırakıyorlar. Çeşitliliği yalnızca “ev hanımı” imajı üzerinden düşünmek, toplumsal yapıyı ne kadar dar bir perspektife hapseder, farkında mıyız?
Birçok kişi, markaların bu tür stereotiplere dayalı reklamlarını sadece birer pazarlama aracı olarak görse de, bu durum bir gerçeği yansıtıyor: Kadınlar hala ev içi emeğiyle sınırlı tutuluyor. Öte yandan, bir erkeğin temizlik malzemesi kullanması hala bir tabu. Bu da aslında eşitliğin ne kadar eksik olduğunu gösteriyor.
Sosyal Adalet ve CIF: Kim Kazanıyor, Kim Kaybediyor?
CIF’in hedef kitlesine bakıldığında, aslında sadece “kadınlar” değil, tüm toplumun her kesimi yer alıyor. Ancak sosyal adalet açısından bakıldığında, bu markaların reklam politikaları, kimin kazandığı ve kimin kaybettiği hakkında çok şey söylüyor. Kadınların, temizlik gibi toplumsal olarak onların üzerine yıkılan işleri yaparken, erkeklerin çoğu zaman bu alanlardan dışlandığını ve “ev işlerinde aktif olmayan” bir profil çizildiğini gözlemliyorum.
Sokakta, işe giderken, şunu fark ediyorum: Çalışan kadınlar, hala işyerlerinde ve evde iki katı çaba sarf etmek zorunda kalıyorlar. Temizlik, düzen ve diğer ev işlerinin kadınlara ait olduğu algısı, işyerlerinde de kendini gösteriyor. Bir gün ofis arkadaşım Ceren ile sohbet ediyordum, temizlik gününden bahsediyordu. Erkek meslektaşlarından birinin temizlik görevlisine, “Burası çok kirli, senin işin değil mi?” demesi, beni gerçekten şaşırttı. Burada sadece CIF’in değil, tüm ev içi temizlik algısının sosyal adaletle ilgili büyük bir sorun olduğunu kabul etmeliyiz.
Ev işlerinin yalnızca kadınların işi olarak görülmesi, sosyal adalet açısından büyük bir haksızlık yaratıyor. Bu algı, sadece kadınların daha fazla yük altına girmesine değil, erkeklerin de ev işlerinden uzak durmalarına neden oluyor. Bu çifte standart, iş gücü piyasasında bile kendini gösteriyor. Kadınlar, ev içindeki iş yükünü üstlenirken, erkekler toplumsal olarak “temizlikle ilgilenmeyen” kişiler olarak tanımlanıyorlar. Bu eşitsizlik, hayatın her alanında devam ediyor ve CIF gibi markaların reklamları da bu kalıpları daha da pekiştiriyor.
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve CIF: Değişim Nereden Başlar?
CIF gibi markaların, toplumsal cinsiyet eşitliği ve çeşitlilik konusunda daha duyarlı olmasını istemek, aslında değişimin başladığı yerlerden biridir. Markaların, evde temizlik yapmayı sadece kadına ait bir şey olarak değil, tüm bireylerin sorumluluğu olarak görmeleri gerektiğini düşünüyorum. Çeşitliliği ve eşitliği destekleyen reklamlar, sadece temizlik ürünleriyle sınırlı kalmaz, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini azaltmada önemli bir adım olabilir.
Sosyal adaletin sağlanması için, temizlik gibi basit bir ev işinin bile, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini besleyen bir alan olmaktan çıkarılması gerekiyor. Bu, markaların sorumluluğunda olan bir şey. Bir erkek temizlik ürünü alırken, ona bakarak “Ev işleri seni ilgilendirmez” demek yerine, ona “Hadi, ev işlerine birlikte yardımcı olalım” demek çok daha anlamlı olabilir. Çünkü temizlik sadece bir alan değil, eşitlik için atılan bir adımdır.
Sonuçta, CIF kime ait? sorusunun yanıtı sadece bir temizlik ürünüyle sınırlı kalmamalıdır. Bu soruyu sormak, aslında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin hangi noktalarda görünür olduğunu sorgulamak anlamına gelir. Ve belki de değişim, önce bizlerin bu soruyu daha fazla sorgulamaya başlamamızla başlar.